We use cookies for anonymous analytics to improve Semantix. See our Privacy Policy.
CEFR B1 · Intermediate
At B1 Turkish sentences start to nest. You build reasons with -dığı için, send people and things somewhere with the dative -e/-a, master the future -ecek/-acak for plans and predictions, and learn the hedging adverbs that make an opinion sound Turkish rather than blunt (bence, galiba, muhtemelen, kanaatimce). The vocabulary turns to work, study, plans and the city - başvurmak, istifa etmek, olasılık, dezavantaj - so you can hold a real conversation, argue a small point and follow most of what people say around you.
61 words · 3 units · 3 grammar points
Talk about your job, workplace, and studies; give reasons and opinions.
Talk about the future, express wishes, and use conditional constructions.
Get around the city, discuss society, and express and defend opinions.
The first 40 of 61, in frequency order.
| Turkish | English | Example |
|---|---|---|
| deneyim | experience | Bu iş için deneyim şart. |
| ilişki | relationship | Aramızda iyi bir ilişki var. |
| toplum | society | Toplum hızla değişiyor. |
| çevre | environment, surroundings | Temiz bir çevre hepimizin hakkı. |
| ekonomi | economy | Ekonomi kötüye gidiyor. |
| siyaset | politics | Siyaset benim ilgimi çekmiyor. |
| fark | difference | İkisi arasında büyük fark var. |
| avantaj | advantage | Dil bilmek büyük bir avantaj. |
| dezavantaj | disadvantage | Şehirden uzak olmak bir dezavantaj. |
| olasılık | possibility, probability | Küçük bir olasılık bile olsa denemeye değer. |
| karar | decision | Bu benim için zor bir karar. |
| sorun | problem | Bir sorun mu var? |
| sebep | reason, cause | Bunun için bir sebep yok. |
| amaç | purpose, aim | Asıl amaç, herkesi bir araya getirmek. |
| sonuç | result, outcome | Sonuç olarak hepimiz memnun kaldık. |
| geliştirmek | to develop, to improve | Türkçemi geliştirmek istiyorum. |
| anlam ifade etmek | to make sense, to mean something | Bu cümle hiçbir anlam ifade etmiyor. |
| iddia etmek | to claim, to assert | Haklı olduğunu iddia etmek kolay, kanıtlamak zor. |
| varsaymak | to assume | Geleceğini varsayıyorum. |
| açıklamak | to explain | Lütfen durumu açıkla. |
| tanımlamak | to define, to describe | Bu kavramı nasıl tanımlarsın? |
| karşılaştırmak | to compare | İki şehri karşılaştırdık. |
| ayırt etmek | to distinguish | Doğruyu yanlıştan ayırt etmek her zaman kolay değil. |
| kaçınmak | to avoid | Tartışmadan kaçınıyorum. |
| izin vermek | to allow, to give permission | Buna izin vermek istemiyorum. |
| yasaklamak | to forbid, to ban | Belediye plajda sigara içmeyi yasakladı. |
| başarmak | to succeed, to achieve | Sınavı başardım. |
| başarısız olmak | to fail | Bir kez başarısız olmak dünyanın sonu değil. |
| başvurmak | to apply (for) | Yeni bir işe başvurdum. |
| istifa etmek | to resign | Bakan istifa etmek zorunda kaldı. |
| katılmak | to participate, to agree | Sana katılıyorum. |
| etkilemek | to affect, to influence | Bu film beni çok etkiledi. |
| değişmek | to change (intransitive) | Her şey değişti. |
| fark etmek | to notice, to realize | Küçük şeyleri fark etmek önemli. |
| belki | maybe, perhaps | Belki yarın gelirim. |
| muhtemelen | probably | Muhtemelen geç kalacak. |
| umarım | I hope | Umarım yarın hava güzel olur. |
| mutlaka | definitely, certainly | Bunu mutlaka denemelisin. |
| kesinlikle | absolutely | Kesinlikle haklısın. |
| galiba | I guess, probably | Galiba yağmur yağacak. |